Erdal AKPINAR • Mostar Dergisi 44. Sayı / DOSYA YAZILARI
Yollar; insanlar ve mallarla birlikte bilgilerin, fikirlerin, inançların ve değerlerin de hareketine sahne olan önemli mekânsal varlıklardır. Sosyal bilimciler bu özelliğinden dolayı yola farklı bir nazarla bakarlar. Nitekim yol; ekonomist için devasa bir sektör olan ulaşımın temel altyapısı, sosyolog için yakın ve uzak her türlü toplumsal ilişki ve iletişimin önemli bir yapı taşı, tarihçi için geçmişin anlaşılmasında ve aydınlatılmasında yararlanılan çok değerli bir enstrüman, jeopolitikçi için üstünlük ve güç kaynağı, coğrafyacı için ise büyük ölçüde doğal çevre faktörlerinin kontrolü ve etkisi dahilinde insanoğlunun mekâna vurduğu güçlü bir damgadır. Kuşkusuz Büyük İpek Yolu bu güçlü damgaların en başında gelir.
İsim, XIX. Yüzyıl ünlü Alman coğrafyacısı Ferdinand Freiherr von Richthofen’e ait. Richthofen, Eski Dünya’nın iki büyük medeniyet havzasını (Doğu’da Çin, Batı’da Akdeniz) birbirine bağlayan ve pek çok güzergâhtan oluşan bu geniş yol ağını Büyük İpek Yolu olarak nitelendirmiştir. Üzerinde ticarete konu olan temel ürünün ipek oluşu, yaklaşık onbeş yüzyıl boyunca önemini koruyuşu ve üç kıtaya yayılışı dikkate alındığında bu nitelendirmenin isabeti daha iyi anlaşılır. Ana vatanı Çin olan ipek ile yine Egzotik Doğu’nun temel ürünleri arasında sayılan çay ve baharatın Batı’daki ülkelere nakli, Doğu’yla Batı’nın ilk temas noktasını oluşturur. Bu bağlamda Asya ile Avrupa arasında ilişkiyi sağlayan ilk etmen de yüzyıllar boyu en temel ticarî emtia olma vasfını koruyan ipektir. Başta ipek olmak üzere pek çok malın ticaretine sahne olan Büyük İpek Yolu tek bir güzergâhtan ibaret olmayıp, Doğu-Batı, Kuzey-Güney yönlerinde birbirine düğümlenen bir tür yollar ağı niteliği arz eder.



İpek Yolu




Little was known of the remarkable heritage of the Silk Road until explorers and archaeologists of the early twentieth century uncovered the ruins of ancient cities in the desert sands, revealing astonishing sculptures, murals and manuscripts. One of the most notable discoveries was the Buddhist cave library near the oasis town of Dunhuang on the edge of the Gobi desert in western China. The cave had been sealed and hidden at the end of the first millennium AD and only re-discovered in 1900. Forty thousand manuscripts, paintings and printed documents on paper and silk were found in the cave itself. Tens of thousands more items were excavated from other Silk Road archaeological sites. These unique items have fascinating stories to tell of life on this great trade route from 100 BC to AD 1400. Yet most were dispersed to institutions worldwide in the early 1900s, making access difficult.