hd film izle film izle demirdöküm demirdöküm servis bosch servis vaillant servis eca servis ariston servis
 

BEDESTEN

Bedestenler, Kervansaraylar, Hanlar, Çarşılar, Köprüler, Ticarî ve Sosyal Yapılar, Ticaret Tarihi...

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Great Adventures along the Silk Road - From Bukhara and Back

E-mail Print PDF

Great Adventures along the Silk Road - From Bukhara and Back

Dr. Renata Holod presents "From Baghdad to Bukhara and Back" at the Great Adventures along the Silk Road Lecture Series at the Penn Museum.

 

Türk Kültüründe Muhteşem Hazine: “Karizler”

E-mail Print PDF

Türk Kültüründe Muhteşem Hazine: “Karizler”

Doç. Dr. Alimcan İnayet

Araştırmacılar tarafından büyük bir merak ve ilgiyle araştırılan, 2000 yıl öncesinde Uygur Türkleri tarafından sulama ve içme suyu ihtiyacını karşılamak için yapılan karizler, ne yazık ki bugün Türk Milleti tarafından yeterince bilinmemektedir. Ülkemizde su ve sulama sistemlerinin tartışıldığı şu günlerde yer altı sulama kanalları adıyla bilinen tarihi mirasımız karizleri en iyi bilenlerden biri olan Uygur asıllı Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Dünyası Sosyal, Ekonomik, Siyasal İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı Doçent Doktor Alimcan İnayet ile karizler hakkında bir söyleşi yaptık.

Kariz nedir açıklar mısınız? Ne amaçla kullanılır?

Dağın yamaçlarından eteklerine doğru 20 ve 50 metre aralıklarla kazılan kuyuların altlarından birbirlerine bağlanması ve bu sayede yer altındaki suyun yer üstüne sistemli bir şekilde yeryüzüne çıkarılmasıdır. Bir karizin uzunluğu ortalama 10, 15 km olabilir. Yani 15 km mesafede yüzlerce kuyu bulunabilir. Bu sistemle yer altında biriken sular, yer altından açılan kanallar aracılığıyla yavaş yavaş yeryüzüne çıkarılır. Dağdan yokuş aşağı yer altından gelen su yeryüzüne çıktığı zaman orada bir havuz yapılır. Havuzda toplanan su daha sonra oradan tarlalara verilir. Aynı zamanda insanlar ve diğer canlılar da bu sudan istifade ederler. Ekin ve çiftçilik yapılmasını sağlar. Bu bölgedeki insanların başka türlü yaşama şansları yoktur.

Karizlerin ilk çıkış noktası neresidir?

Karizler gerek Çin’de gerek dünyanın çeşitli bölgelerinde çok fazla araştırılan ve tartışılan bir konudur. Karizler Uygurlar tarafından mı icat edilmiştir yoksa başka uygarlıklar tarafından bulunan bir kültür müdür? Bu konuda büyük tartışmalar bulunmaktadır; fakat kariz kelimesine bakarsanız bu kelime Farsçadır. Uygur bilim adamları kariz kelimesinin Uygurca olduğunu ileri sürerler; ama normalde Farsçadan alınmış bir kelimedir. Yer altı su inşaatı anlamına gelir. Bu kültür olgusunun adının Farsça olması bu kültürün Farsçadan alındığını göstermiyor. Mesela nevruz kelimesi de Farsça. Onun dışında müzikte kullanılan makam kelimesi de Arapçadan alınmıştır. Kısaca ismine bakarak o uygarlığa ait olduğunu söyleyemeyiz. Nasıl bir Yunan Ahmet, Mehmet ismini alıyor ve Arap olmuyorsa bu durumda benzerlik göstermektedir. İsim olarak alınmış ama kültür unsuru alınmış değildir.

Read more...
 

Turfan'daki Karız Kanalları müze haline getirildi

E-mail Print PDF

Turfan'daki Karız Kanalları müze haline getirildiTurfan'daki Karız Kanalları müze haline getirildi

Doğu Türkistan'ın Turfan bölgesindeki Karız Kanalları, yeraltı su kaynaklarını değerlendiren eski sulama tesisleridir. Çin Seddi ve Beijing-Hangzhou Büyük Kanalı'yla birlikte Antik Çin'in Üç Büyük Mimari Eseri olarak kabul edilen Karız Kanalları, müze haline getirildi. Turfan'da kısa süre ziyaretçilere açılan en büyük Karız Kanalları Müzesi'nde, bu yeraltı sulama sisteminin tarihi kapsamlı şekilde anlatılıyor.

Kurak ve rüzgarlı havanın hakim olduğu ve yerüstü su kaynaklarının son derece kısıtlı olduğu Turfan bölgesinde yaşayan insanlar, Karız Kanalları'nı yaparak kuraklık ve şiddetli rüzgarların yol açtığı buharlaşmayı asgari düzeye indirip, tarlalara güvenli su kaynağı sağladılar. Karız kanalları, dik kuyu, yeraltı ve yerüstü kanalları ile barajlardan oluşuyor.

Doğu Türkistan genelinde bir zamanlar sayıları 1784'e ulaşan Karız kanallarının sayısı, günümüzde 614'e inmiş durumda. Yeraltı su seviyesinin durmadan düşmesiyle birlikte Turfan bölgesinde bulunan 404 Karız kanalından yalnızca 195'i hala kullanılabilmektedir. Karız kanallarının kurtarılıp korunma altına alınması, Doğu Türkistan'ın kurak bölgelerinin karşı karşıya bulundukları acil bir görev haline geldi.

Read more...
 

ALTERNATİF BİR TUTUMLU KENT PROJESİNE DOĞRU

E-mail Print PDF

Arcosanti

BEŞİR AYVAZOĞLU | Paolo Soleri’nin tutumlu kent projesi ve Arcosanti tecrübesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

TURGUT CANSEVER | Soleri şüphesiz önemli bir mimardır; ancak Arcosanti tecrübesinden yola çıkarsak, ağır eleştiriler yöneltmek zorunda kalırım. Hareket noktası olarak tutumlu kent fikri elbette son derece önemli. Soleri’nin yaklaşımının istisnaî olmadığını biliyorsunuz. Geçen asrın başlarında da buna benzer düşünceler ortaya çıktı. Hep teknolojiye dayalı çözümlerle amaca ulaşmayı öngören düşüncelerdir bunlar. Teknoloji bize çok katlı bina yapma imkânı veriyor; çok katlı bina yapılırsa alt yapı masraflarının azalacağı düşünülüyor. Ama alt yapı için yapılacak şeyler de tamamen bugün olduğu gibi mesela en basiti pis suyu bir yere toplayıp orada tasfiye etmeye dayanıyor. Ama bugün dünyada bunun tam tersi tartışılıyor. Acaba kirli suyun hepsini bir araya toplayıp büyük bir kirlilik yığını meydana getirdikten sonra bu kirliğiliği bertaraf etmek mi, yoksa bunları bulundukları yerde yok etmek mi? Doğrusu bunlar “primadonna” nitelikli mimar tiplerinin geliştirdiği projelerdir. Le Corbusier’nin geliştirdiği düşünceler de biraz buna benziyordu.

Arcosanti

B. AYVAZOĞLU | Soleri şöyle diyor efendim: “Tokyo’da oturanların çoğu orta sınıf sayılır. Asya’nın geri kalan bölümünü bir an için unutalım, küçük apartman dairelerinden Amerikan tarzı tek ailelik konutlara geçebilseler ne olurdu? 100 m2’den 200 m2’ye geçmek, inşaat malzemesinin iki katına çıkması, ısıtma ya da soğutmada kullanılacak enerjinin iki katına çıkması, mekânı dolduracak eşya miktarının iki katına çıkması..”

Arcosanti

T. CANSEVER | Anladım, bunların hepsi doğru. Ama bakın, biraz daha geniş bir çerçeve içerisinde düşünelim. Bir kere bu teknolojik gelişmeyi gerçekleştiren ve bu yolla serveti kendi ülkelerine yığma fırsatını bulan Batı Avrupa, Japonya, Amerika gibi ülkeler, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir fakir ülkeler trajedisine yol açtılar. Afrika ve Asya’da yaşanan o kadar büyük bir trajedi ki, insanlık tarihinde benzerini bulamazsınız. Şimdi Le Corbusier ve Soleri gibi mimarlar, bu ülkelerde servetin sağladığı imkânlardan hareket ederek çözüm peşinde koşuyorlar. Şehir eğer tutumlu şehir olmalı diye düşünüyorsak, evvela ev, tutumlu ev olmalı. Le Corbusier’nin çalışma odasını biliyorum ben; bu çalışma odasının eni ve boyu 2 metre 23 santimdi. Le Corbusier bu odayı insanın böyle bir mekânda çalışabileceğini göstermek için yapmıştı. Tabii Le Corbusier Osmanlı padişahlarının, mesela III. Ahmed’in Yemiş Odası’nın kendi odasının en fazla bir misli büyüklükte olduğunu bilmiyor. Oradan dünyayı idare ediyordu adam. Şimdi bu servete sahip ülkelerde yaşamayan ve insanlığın büyük bir kısmını teşkil eden halkların nasıl yaşayacağı meselesi bir yana bırakılıyor ve sadece teknolojiye dayalı çözümler üretiliyor. Avrupa’nın yirminci asır başlarında düştüğü bu yanılgı bugün de bir şekilde devam ediyor.

Read more...
 

ICOMOS Türkiye Milli Komitesi Taksim Gezi Parkı Basın Duyurusu

E-mail Print PDF

ICOMOS Türkiye Milli Komitesi Basın Duyurusu

ICOMOS Türkiye Milli Komitesi’nin aşağıdaki değerlendirmeyi 1 Mart 2013 tarihinde kamuoyuna duyurduğu günden itibaren Taksim Gezi Parkı üzerinde sürdürülen hukuksuz uygulamalar son üç gündür en üst düzeye ulaşmıştır. Sadece Park alanında yapılan işlemler değil, insanların canlarını tehdit eden, fiziki ve ruhsal sağlıklarını bozan bu uygulamaları şiddetle kınadığımızı ve kamuoyu önünde yetkileri hukuki süreçlere ve uluslararası koruma, kent planlama ve kent yönetimi ilkelerine uygun davranmaya davet ettiğimizi duyururuz.

Saygılarımızla,
ICOMOS Türkiye Milli Komitesi

Taksim’de Eski Topçu Kışlasının Yeniden İnşasına Yönelik Proje ve Gezi Parkı’nın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Değerlendirme

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden en önemli kentsel meselelerden biri de, İstanbul, Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nın ortadan kaldırılıp, yerine aynı alanda 1930’lu yıllara kadar mevcut Eski Topçu Kışlası’nın yeniden inşası girişimidir. Türkiye ICOMOS Milli Komitesi doğrudan doğruya kendi ilgi alanına giren ve uluslararası yükümlülüklerinden de birini teşkil eden bu konu hakkında aşağıdaki görüşlerini açıklamayı zorunlu görmüştür:

1. Taksim Gezi Parkı, tarihsel mimari önemi bağlamında -sadece bir yeşil alan olmanın ötesinde- İstanbul’un en önemli ve korunmaya değer varlıklarından biridir. Onyıllardır kayıtsızlık ve duyarsızlıkla tahrip edilmeye ve aşındırılmaya devam etmesine rağmen, hala önemini yitirmiş değildir. Dünyaca bilinen bir tasarımcı olan Henri Prost tarafından projelendirilmiştir ve Türkiye’de anıtsal-eksensel park planlama yaklaşımına sahip tek kamusal yeşil alandır. Ortadan kaldırılması bir yana, restore edilerek, asli özellikleri iade edilmeli ve Türkiye ve İstanbul’un kültür tarihinde hak ettiği yere yerleştirilmelidir.

2. Gezi Parkı ortadan kaldırılarak onun yerinde rekonstrüksiyonu hedeflenen Topçu Kışlası’nın yeniden yapımı koruma-restorasyon disiplininin uluslararası ilkeleri bağlamında aşağıdaki sorunlar nedeniyle kabul edilemez bir durum sergilemektedir.

Read more...
 

BURSA - ABDAL KÖPRÜSÜ

E-mail Print PDF

Abdal Köprüsü 

Abdal Köprüsü, Acemler ve Hürriyet Mahalleleri arasında Bursa, Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı’nın üzerindedir. Köprüyü Abdal Çelebi isimli bir tüccar 1669 yılında yaptırmıştır. Bursa Salnamelerine göre (1906) 12 gözlü olan bu köprünün iki ucu toprak altında kalmıştır. Köprü 64 m. uzunluğunda, 4.75 m. genişliğindedir. Orta kısım yol seviyesinden biraz daha yüksekte ve sivri kemerlidir.

Köfeki taşından yapılan köprünün kuzey tarafında bir mihrap nişi, ayakları üzerinde de selyaranlar bulunmaktadır. Bu köprü 1971 yılında Karayolları tarafından onarılmıştır.  

 
Geçmişten Bir Görüntü Abdal Köprüsü


Şuanki Haliyle Abdal Köprüsü

Kaynak: http://www.bursa.gov.tr/?sayfa=mymenu&pid=251

 

“Uluslararası İpek Yolu Kongresi: Ticaret, İşbirliği ve Barış Havzası'nı Yeniden Düşünmek”

E-mail Print PDF

“Uluslararası İpek Yolu Kongresi: Ticaret, İşbirliği ve Barış Havzası'nı Yeniden Düşünmek”

İpek Yolu, Asya ile Avrupa ve Afrika arasında, erken modern dönemlere kadar, yani yaklaşık iki bin  yıl boyunca, önemini korumuş tarihsel bir ticaret yoludur. İpek Yolu, ismini yıllarca bu yol vasıtasıyla taşınmış olan Çin ipeğinden almaktadır. Bununla birlikte bu ticaret yolu yüzyıllar boyunca insanlar ve kültürler arasında temel bir bağ oluşturma işlevini de yüklenmiştir.

İpek Yolu üzerindeki ülkeler bugün de dünya ekonomik, sosyal, kültürelve siyasal gündeminin en önemli maddelerindedir. Son dönemde dünyamızın yaşadığı küreselleşme sürecinde, İpek Yolu da doğal olarak yeniden gündeme gelmiştir. Ülkemizin de merkezinde olduğu İpek Yolu’nun çok boyutlu olarak tekrar canlandırılması için akademik çevreler olarak çabalarımız uluslararası bir kongre düzenleme fikrini ortaya çıkartmış bulunmaktadır. “Uluslararası İpek Yolu Kongresi: Ticaret, İşbirliği ve Barış Havzası’nı Yeniden Düşünmek” adı verilen bu kongre çeşitli kurumlar ve Üniversitelerle birlikte, başta İstanbul Ticaret Üniversitesi olmak üzere Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi (ADAM) koordinasyonunda 27-30 Ekim 2013 tarihleri arasında İstanbul’da  düzenlenecektir.

Read more...
 

Piri Reis ve 1513 Dünya Haritası: 500 Yılın Gizemi

E-mail Print PDF

Istanbul Exhibitions’tan değer yaratacak bir sergi daha: “Piri Reis ve 1513 Dünya Haritası: 500 Yılın Gizemi

UNESCO tarafından dünya kültürel miras tarihinin önemli varlıkları arasında gösterilen ve günümüze kalan en eski dünya haritalarından biri olan “Piri Reis ve 1513 Dünya Haritası: 500 Yılın Gizemi” isimli görkemli sergi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde 15 Mart’ta açılıyor.

Piri Reis ve 1513 Dünya Haritası: 500 Yılın Gizemi

 

EDİRNE - MERİÇ NEHRİ (Güneyden Görünüm)

E-mail Print PDF

EDİRNE - MERİÇ NEHRİ (Güneyden Görünüm)


Fotoğraf: Prof. Dr. Ahmet SINAV - 23.02.2013

 

Sıva altından 550 yıllık tarih çıktı

E-mail Print PDF

Sıva altından 550 yıllık tarih çıktıBursa'da, 550 yıllık geçmişi bulunan Muradiye Külliyesi'nin restorasyonu sırasında türbe kubbelerinin sıvandığı anlaşıldı. Kubbelerin gerçekte Osmanlı motifleriyle süslendiği görüldü. Sıvanın, 1850'li yıllarda Batı'nın etkisiyle yapıldığı tespit edildi.

BURSA - İHA - Muradiye Külliyesi'nde başlatılan restorasyon çalışmaları, yaklaşık 150 yıllık bir sırrı ortaya çıkardı. Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında inşa edilen ve Fatih Sultan Mehmed'den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşan “Muradiye Külliyesi”ndeki türbelerin kubbesinde yer alan görüntünün orijinal olmadığı belirlendi. Çalışmalara II. Bayezid'in eşi Gülruh Hatun Türbesi'nden başlayan restorasyon uzmanları, türbe kubbesinde “barok” desenlerle süslü sıvanın hareketli olduğunu fark edince sondaj çalışması yaptı. Büyük bir titizlikle yapılan çalışmalarda, mevcut sıvanın altında kalan kubbenin aslında Osmanlı motifleriyle süslü olduğu ortaya çıktı. Bunun ardından II. Bayezid'in oğlu şehzade Mahmud Türbesi'nde yapılan çalışmada da aynı manzarayla karşılaşıldı.

Restorasyon uzmanı Sara Özçelik “Özellikle 17. yüzyılda Avrupa'da yaygınlaşan Barok sanatını etkisi altında kalınarak, sadece Bursa'da değil, İstanbul'da da böyle çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Bu türbelerde de, 1850'li yıllarda Osmanlı dönemi tezyinatının sıvayla kapatılıp, üzerine barok desenler işlendiğini tahmin ediyoruz. Şimdi biz kanun gereği, 8'de birini koruma altına alıp, sıvanın altındaki orijinal desenleri ortaya çıkarıyoruz” dedi.

ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR
Hassas bir şekilde devam eden çalışmalarda ortaya çıkan Osmanlı motifleri ilk günkü gibi canlılığını koruyor.

http://www.turkiyegazetesi.com/news/32753/siva_altindan_550_yillik_tarih_cikti.aspx#.UQ4Wz_LmfMw

 

 

Balkanlar’daki Osmanlı eserlerini kayıt altına alan Kiel’in sıra dışı hikâyesi

E-mail Print PDF


Hollandalı sanat tarihçisi Prof. Dr. Machiel Kiel, Osmanlı torunlarını utandıracak kadar Osmanlı hayranı. Evliya Çelebi gibi yarım asırdır Balkanlar’daki Osmanlı eserlerini kayıt altına alan Kiel’in sıra dışı hikâyesi…

"AYVERDİ BENİ FATİH’TEKİ EVİNDE AĞIRLARDI

Prof.Dr. Machiel Kiel1971’de
Ekrem Hakkı Ayverdi’nin Balkanlar üzerindeki makaleleriyle karşılaşır. Onunla tanışmak ve çalışabilmek için bir mektup yazar. Ayverdi de olumlu bir cevap yazar. Kiel, daha sonraki yıllar bazı konularda onun yardımına başvurur. Hatta Ayverdi daha sonraları onun için “çok parlak bir genç” nitelemesinde de bulunur: “İlk tanışmamız ona yazdığım mektupla oldu. Birkaç kez yeni bulduğum kitabeleri ona okuttum. Bana yardımcı oldu, Fatih’teki evinde misafir etti. Ayverdi çok şey yaptı. Onun gibi biri daha gelmedi. Profesör Abdüsselam Uluçam da çok iyi; ama Ayverdi bambaşka biriydi. Ayverdi gibi bir desteğim olsa çalışmalarım daha da artardı."

 

‘Evliya Çelebi gibi 50 yıldır Balkanlar’ı gezdim, gördüm ve yazdım. Osmanlı eserlerinin içler acısı durumunu rapor ettim yetkililere. Saha çalışmalarında eserlerin fotoğrafını çektiğim için dayak da yedim, hapse de atıldım… Bir kavga veriyorum barbarlığa karşı, siz de sahip çıkın… Çünkü önlem alınmazsa 10 yıl içinde Balkanlar’da eser kalmayacak.’

Bu sözler bir Türk vatandaşına değil, Hollandalı Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Machiel Kiel’e ait. Hayatını Balkanlar’daki Osmanlı eserleri ve belgelerini araştırmaya adayan Kiel, tam bir Osmanlı mimarisi hayranı. İlerleyen yaşına rağmen her imkân bulduğunda soluğu Balkanlar’da alan bir saha araştırmacısı. 1959’da henüz 21 yaşındayken başladığı Balkan çalışmalarında 50. yılını tamamlamış. Arşiv ile saha çalışmalarını birlikte yürütmesi de, kendisini daha başarılı kılmış.

Read more...
 

İbn-i Batuta

E-mail Print PDF

İbn-i Batuta, Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî'dir. (Arapça: أبو عبد الله محمد ابن عبد الله اللواتي الطنجي ابن بطوطة, Shams al-Din Abu 'Abdallah Muhammad ibn 'Abdallah ibn Muhammad ibn Ibrahim ibn Muhammad ibn Ibrahim ibn Yusuf al-Lawati al-Tanji Ibn Battuta ‎). Doğum tarihi ve yeri 17 Receb 703 (24 Şubat 1304), Mağrib'in Tanca şehridir. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka'dan Tanca'ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.

İbn-i Batuta, 1325'te Mekke'ye hacca giden zengin, Faslı bir Müslümandı. Bu esnada yaşadığı maceralar onu daha uzaklara yolculuk etmeye sevk etti. İbn-i Batuta, Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Ortadoğu ve Uzak Doğu'ya cesur yolculuklar yaptı.

Hayatı

Mekke'ye Hac seyahati

1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar verdi. Kuzey Afrika kıyılarından kara yoluyla Kahire'ye vardı. Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz'i aşıp Mekke'ye varmak istese de yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan halinden olmaları nedeniyle Kahire'ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye'yi görmeden Hacca gidemeyeceği kehanetinde bulundu. Bunun üzerine Şam'a doğru yola çıktı ve Ramazan'ı orada geçirdi. Şam yolculuğu sırasında Kudüs, Beytülahim ve El Halil gibi kutsal kentleri ziyaret etti. Medine üzerinden Mekke'ye vararak hacı oldu. Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.

Bir kervana katılarak Mezopotamya sınırına doğru yol aldı ve Necef'te Hz. Ali'nin mezarını ziyaret etti. Buradan Basra yoluyla İsfahan'a gitti. Bundan yaklaşık on yıl sonra İsfahan Timurlenk tarafından yerle bir edilecekti. Daha sonra Şiraz'a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat'a gitti. Burda son İlhanlı hükümdarı Ebu Said ile tanıştı ve onun kervanıyla bir süre yol aldıktan sonra Tebriz'e gitti. Tebriz Moğol saldırılarına karşı koymayarak onlara kapılarını açtığı için bölgede yıkılmadan kalmış tek büyük şehirdi. İpek yolu üzerinde de yer aldığından bölgenin önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Daha sonra ikinci kez hacı olmak için Mekke'ye döndü. Mekke'de bir yıl kalarak ikinci büyük yolculuğuna hazırlandı.

1325-1326 yılları güzergahı

Read more...
 


Page 4 of 17


RESTORASYON / KORUMA

ARKEOLOJİ

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

We have 198 guests online

nakliyat evden eve nakliyat evden eve nakliyat gebze evden eve nakliyat